|
30’undan sonra
yapamadığın tek şey: Dostluk… Bu bir lanet olmalı. Sevdiğim herkes
uzakta. Hem de çok uzakta. Bırak şehir dışında olmayı ülke dışında.
Hatta kıta dışında. Okyanuslar ötesinde. Sürekli bir gurbet
hissindeyim. Vatanımda gurbet çekiyorum. Arkadaşlarımın gurbetini
çekiyorum. Onlar gitti, gurbette kalan ben oldum.
Geçenlerde
yazıyordu. Sevdiklerinden ne kadar uzakta yaşıyorsan o kadar mutsuz
oluyormuşsun. Sevdiğin aynı şehirde ise bir birim mutluysan aynı
mahallede olduğu zaman iki birim mutlu oluyormuşsun.
Bendeki talihe
bakın ki aynı mahalleyi geçtim aynı şehri bile tutturabildiğim yok.
Hepsi çok uzakta. İnsan 30 yaşından sonra arkadaş yapamıyor kendine.
Koca yapıyor, karı yapıyor, çocuk yapıyor, ama arkadaş yapamıyor.
Yapsa da eskiler gibi olmuyor. Halbuki uykuya dalar gibi arkadaş
olurduk okuldayken. Arkadaş olmak için yaratılmış gibiydik. Bir
hafta içinde böbrek verecek hale gelirdik. Neden olmuyor bu işler
30’undan sonra? Neden olamıyor?
Oysa o ne güzel
bir iştah, o ne güzel bir açlıktı. Herkes herkese açtı. Seçer, bulur
buluştururduk “ruh ikizlerimizi.” Ne de çok ruhtaşımız vardı. Hiç
açıkta kaldığımı hatırlamıyorum. Ruhumun güzel bir ikizi mutlaka
olurdu yanı başımda. Ölümüne sevdiğim, uğrunda her şeyi göze
alabileceğim, her şeyiyle güzel, her şeyiyle doğru, her şeyiyle
kabul ettiğim. Basbayağı bir aşkla bağlı olduğum.
Evinde yatıya
kalmadığım tek bir arkadaşım yoktu. Evler, odalar, yataklar sonuna
kadar açıktı. Giysiler karışırdı, herkesin evinde herkesin bir
parçası olurdu. Çamaşır makineleri herkesin çamaşırını yıkardı.
Kimse gocunmazdı.
Şimdi ne zor.
Herkes kapalı kutu. Herkes kapanmış, kaplumbağa olmuş. Bir kahve
içimi zorlu randevulara bakıyor. Yatıya kalmak bir tabu. Evler de
gönüller de sımsıkı kapalı. Gençliğin en çok bu yanını özlüyorum. Ne
güzelliğini, ne diriliğini, ne başıboşluğunu. Aynı yazarı, aynı
şairi seviyoruz diye kuruluveren dostlukları özlüyorum. Birbirimize
yazdığımız o uzun, o sapıklık derecesindeki ayrıntılı mektupları
özlüyorum. Birbirimizi eleştirmeyişimizi özlüyorum. Birbirimizin
dedikodusunu yapmayışımızı özlüyorum. Sevgili olarak kimseleri
yakıştırmayışımızı özlüyorum. Arkadaşımı koruyacağım diye annemle
yaptığım şiddetli kavgaları özlüyorum. Kavgayı değilse de kavganın
altındaki ruhu özlüyorum.
Dünyaya karşı
arkadaşımın koruyucu meleği olmayı özlüyorum. Veya öyle olduğumu
sanmayı. Çocuğum olsaydı tek bir arkadaşında bile kusur
bulmayacaktım. Öyle söz vermiştim kendime. Bırakacaktım arkadaşlık
uykusunda mışıl mışıl uyusunlar. Bırakacaktım eve istedikleri gibi
girip çıksınlar. Bırakacaktım istedikleri gibi buzdolabını talan
etsinler. Bırakacaktım istedikleri gibi sevsinler birbirlerini. Tek
bir laf etmeyecektim. Kimseyi evine yollamayacaktım. Kızımın
arkadaşı kızım, oğlumun arkadaşı oğlum olacaktı. 30’undan sonra
arkadaş yapılamıyor. Kötülükten değil. Başka bir şeyden. Ama neden
çözemiyorum. |