Hasta Ne İstiyor? Doktor Ne Bekliyor? Prof.Dr. Ahmet R. KÜÇÜKUSTA  

     
 

Yakın yıllara kadar küçük çocukların çoğu ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ sorusuna, göğüslerini gere gere ‘Ben büyüyünce doktor olacağım’ diye cevap verirlerdi.

Genç kızların hayâllerini de beyaz atlı bir prens değil, beyaz gömlekli, gözlüklü bir doktor süslerdi bir zamanlar. Onlar için bir doktorun karısı olmaktan daha güzel bir kısmet düşünülemezdi.

Evde kalmış kızlar ise etraflarına ‘Beni ne doktorlar istedi de varmadım’ diye güya hava basarlardı, sanki bin bir pişmanlık içinde oldukları anlaşılmıyormuş gibi. Ama heyhat; o günler çok gerilerde kaldı artık.

Artık ne çocuklar doktor olmak istiyorlar, ne de kızların rüyasına girebilen beyaz gömlekli genç doktorlar var. Yaşı geçmiş çirkin kızlar da hiç pişman değiller bir doktora varmadıklarına.

Kızlarına doktor talip olduğunda babalar soruyorlar yavrularına:

- Kızım seni doktora vereyim mi?

Kızın cevabını biliyorsunuz:

- İstemem babacığım, istemem.

Toplumun her alanındaki yozlaşmadan, tıp da nasibini alıyor ve tüm dünyada kutsal meslek olarak bilinen doktorluğun saygınlığı mum gibi her geçen gün hızla eriyor.

Sağlık ocaklarındaki pratisyen doktorlar da dahil buna, üniversitelerde burunlarından kıl aldırmayan profesörler de, Nişantaşı’nda lüks muayenehaneleri olan sosyete doktorları da.

Hasta ne istiyor?

Hasta, Türk filmlerinde ateşler içinde yanan fakir balıkçının öksüz oğlu Ömercik’ i muayeneye gelen ‘Nubar Terziyan tipi doktorlar’ arıyor.

İnternete, telefona, cep telefonuna gerek kalmadan doktoruna kolayca ulaşmak istiyor. Hatta, çağrıldı mı gece yarısı da olsa, sabahın körü de olsa nazlanmadan hemen evine, ayağına gelsin istiyor.

Doktoru güler yüzlü, sevecen, kibar, babacan olsun istiyor. Beyaz saçlı, gerdanlı, şişman ve özellikle de gözlüklü olanları tercih ediyor.

Doktoruna her şeyini tüm ayrıntılarıyla anlatsın, doktoru sözünü kesmesin, azarlamasın, paylamasın, sabırla dinlesin istiyor.

Doktoru ceketli kravatlı, hatta mümkünse takım elbiseli olsun istiyor; dövmeli, küpeli, atkuyruklu… olanlardan hoşlanmıyor.

Hastalığının teşhisini kan tahlili, idrar tahlili, endoskopi, film, ultrason, sintigrafi, tomografi… istemeden koysun istiyor.

Hastalığının bir iki ilaçla iyi etmesini istiyor; torba dolusu pahalı ilaç yazan doktorlara iyi gözle bakmıyor.

Doktoru muayeneden sonra alnını okşasın, elini avuçları arasına alsın, moral verecek güzel sözler söylesin istiyor.

Muayeneden para falan da almasın istiyor. Performanstan… bıçak parasından… söz edenlerden, kontrole muayenehaneye çağıranlardan nefret ediyor.

Hatta fakir olanların ilaç parasını cebinden versin… eşantiyon ilaçlar bıraksın istiyor.

Giderken de ‘Bir problem olursa gece demeyin, gündüz demeyin beni mutlaka arayın’ demesini bekliyor.

Doktor ne bekliyor?

Doktorlar ise hastalarının şunları bilmelerini istiyorlar sadece:

Altı yıl tıp fakültesinde okuduğunu… karın tokluğuna 5-6 yıl asistanlık yaptığını… bir yıl askerlik, iki yıl mecburi hizmeti kazasız belasız atlattığını… haftanın birkaç günü nöbet tuttuğunu, ama ertesi gün aynı şekilde çalışmaya devam ettiğini… bilgilerini geliştirmek ve yenilemek için sürekli okuduğunu, uykusuz kaldığını… çocuklarıyla bırakın oynamayı, onları sevmeye, hatta görmeye bile zaman bulamadığını, anasını babasını ayda yılda bir ziyaret edebildiğini… gazete okumaya, televizyon seyretmeye, maça gitmeye, parkta yürüyüş yapmaya hasret kaldığını… karısının kendisiyle ilgilenmediği için darılıp küstüğünü… geçim sıkıntısı çektiğini, çoğu zaman yorgun ve moralsiz olduğunu… geceleri hastalarının rüyalarına girdiğini, uykularının kaçtığını… onlarının bir an önce iyi olmalarının tek amacı olduğunu… onu en mutlu eden şeyin hastaların gözlerindeki minnet ifadesi olduğunu… hastalarının kendine inanması ve güvenmesini… istiyor.

Ne dersiniz, hasta aradığı doktoru; doktor aradığı hastayı bulabilecek mi sizce?