SAĞIRLAR DİYALOĞU  -  24 kısım tekmili birden trajikomik drama   

     
 

 

Sahne: Van’da bir sağlık kuruluşunun çocuk polikliniği

Tarih: Her zaman

Saat: 11:00 dolayları

İlgilisi için yerel sözcükler sözlüğü:

Kaldırmak: koymak (fitil için)

Düşmek: hastalanmak

Bala: çocuk

Üstüne çocuk düşmek: annenin yeniden gebe kalması

Ceset: vücut

Çevirmek: kusmak

Gecelmek: başı dönmek, sendelemek

Gitmek: ishal olmak

Lorman: normal sözcüğünün sıkça kullanılan yerel türevi

Bilya: testis

Okuyucu: bulaşıcı

Okumak, okunmak: bulaşmak

(doktor Van’a geleli on gün olmuştur. O sabah poliklinikte 46 hasta bakmış, 47. Hasta babası ile birlikte içeri alınmıştır.)

-          Geçmiş olsun bey

-          Saygım var doktor abey, hörmetim var. Bu can senin kölendir.

-          Sağol kardeşim teşekkür ederim. Ben bu çocuğu dün görmedim mi?

-          Allah seni bağışlasın, gördün doktor bey. O verdiğin fitilleri akşam kaldırdık…

-          Kardeşim biz size ilaç yazalım, siz tutun kaldırın kullanmayın. Olmaz ki, düzelmez ki. Bugün niye geldin?

-          İşin rast gitsin doktor abey, hizmetkarın düştü dün gece. Alev alev yandı.

-          (Allah Allah hiç de yanıklı çocuk gibi durmuyor.) Nereye düştü de yandı?

-          Yatağa düştü.

-          Yatakta sıcak bir şey mi vardı?

-          Yok yani, düştükten sonra köleni ateş bastı.

-          Anladım. (Posttravmatik manenjit galiba.) Kaç yaşında?

-          Dırnağına daş değmeye doktor bey. Beş on var işte.

-          Bey ne beşi ne onu. Bu çocuk iki yaşında ya var ya yok!

-          Başın gözüm üstüne doktor bey.

-          Efendim?

-          Yani, bala senindir, sen daha iyisini bilirsin.

-          (tövbe tövbe. Adamı durduk yere günahkar edecek) Düşerken kafasını bir yere çarptı mı?

-          Çarpmadı. Ama başını duvara vurduğunu görmüşler.

-          Ne zaman?

-          Üstüne çocuk düştüğünde.

-          Üstüne bir de çocuk mu düştü?

-          He yaa.

-          Peki ne zaman?

-          Bilmem. Biz anlamazık. Biz köylüyük.

-          Bunu anlamayacak ne var? Çocuk üstüne ne zaman düştü diyorum.

-          Babana rahmet doktor bey.  Beş altı ay vardır herhal.

-          Babamı karıştırma şimdi. Diğer çocuğa bir şey oldu mu peki?

-          Bilmem daha cesedi ortada yok.

-          Öldü mü yani?

-          Daha olmadı ki ölsün doktor abem benim.

-          (Tanrım sinirlenmeme engel ol.) Kardeşim sen nerede oturuyorsun? Nereden geldin sen buraya?

-          İnan ki kapının önünde oturuyordum. Hemşire çağırınca kapının önünde kopup geldim, he vallah.

-          (Şimdi katil olasım geliyor.) Peki peki. Düştükten sonra hiç kustu mu bu çocuk?

-          Hangi çocuk doktor bey?

-          Evladım, biz kimden bahsediyoruz? Kaç tane çocuk var?

-          Ellerinden öper, iki garıdan dokuz bala bey. Yedi de kız var. Beş de ömrünü sana veren var. Allah vermiş. Allah aldı. Biz ne diyek?

-          Yavrum, bırak bunları şimdi. Ben çocuğu söylüyorum.

-          Doktor beyim, bana yafrim deme. Ben tavuk balası mıyam?

-          (Allahım sen sabır ver.) Bey, dinle beni. Bu çocuk düştükten sonra hiç kustu mu?

-          Allah seni inandırsın, kusmadı. Ama zaman zaman çeviriyor?

-          Kafasını mı çeviriyor?

-          Kafasını da çeviriyor.

-          (Yarabbim, sen bilirsin.) Ne tarafa çeviriyor?

-          Bazen sağaaa, bazen sola. Hiç unutmam, geçen Ramazan’da. Artos Dağları’na doğru çevirmişti…

-          (Dışarıda daha 34 hasta var. Kalemimi kemirmekten vazgeçmeliyim.) Peki başka ne şikayetin var?

-          Evde geceliyor doktor abem.

-          Kardeşim, hepimiz evde geceliyoruz. Parmak kadar çocuk sokakta sabahlayacak değil ya. Başka nesi var dedim sana.

-          Bir de gidiyor.

-          Nasıl gidiyor?

-          Sulu sulu gidiyor. Kendini berbat ediyor.

-          Sen ne demek istiyorsun yahu Allah aşkına?

-          İrshal yani doktor beyim, irshal.

-          Hah şöyle. Söyle bakalım. Kaç gündür ishal?

-          Evet

-          Efendim?

-          Evet yani

-          (Çıldırıyorum galiba.) Ne renk ishali?

-          Mavii.

-          Günde kaç kere yapıyor?

-          Üç gündür çıkmamıştır.

-          (Sansür edilmiştir.) Öksürük var mı?

-          Lormaaann.

-          Efendim?

-          Lorman lorman

-          (Normal diyor galiba.) Öksürüğün normali nasıl olur kardeşim?

-          Basbayağı yani işte. Anladın mı doktor abey?

-          (Tamamen sansür edilmiştir.)

-          Doktor abem, senin bu balanın bilyalarından biri de ortada yok…

-          Kardeşim, bir kere bu bala benim değil senin. İkincisi, burası oyuncakçı dükkanı mı be? Bana ne senin çocuğunun bilyasından…

-          Doktor beyim, kızma da sana bir şey sorayım. Bu aides hastalığı okuyucu mudur?

-          Efendim?

-          Yani okur mu, okur mu.

-          Hem okur hem yazar. Ben şimdi fxwvögnrpyş… (PARAGRAF HALİNDE SANSÜR EDİLMİŞTİR.) Bu ana kadar kayıt işlemleri ile meşgul olan hemşire hanım :

-          Doktor beeeyy. Kendinize gelin. İnin adamın üstünden. Bırakın gırtlağını. Ne yaptı size? Ne vardı durup dururken gırtlağını sıkacak. İmdat…  İmdaaaaaaatttttt… Can kurtaran yok mu…. İmdat… Güpe gündüz yok yere adam boğazlıyorlar…